top of page
diacore-logo-siyah.png

Modern Laboratuvar İşletmeciliğinde Yeni Trendler

  • Writer: HAKAN KARABOĞA
    HAKAN KARABOĞA
  • Aug 30, 2025
  • 3 min read

Veriye dayalı yönetim, çeviklik ve teknoloji entegrasyonu


Laboratuvarlar, modern sağlık sistemlerinin görünmeyen ama en kritik unsurlarından biridir.

Bir hastanın tanısında kullanılan testin doğruluğu kadar, o testin doğru zamanda, doğru

maliyetle, doğru organizasyon altında gerçekleştirilmesi de hayati önem taşır. Günümüzde

laboratuvar işletmeciliği, sadece cihaz parkı kurmaktan ya da sarf malzeme yönetmekten

ibaret değil; kapsamlı bir operasyon yönetimi, ileri düzey veri kullanımı ve çevik

organizasyon modellerini içeren çok boyutlu bir yapı haline gelmiştir.

Türkiye’de özellikle son 20 yılda sağlık sektörüne yapılan yatırımlar, büyük şehir

hastanelerinin kurulması ve özel sağlık gruplarının laboratuvar kapasitesini artırmasıyla

birlikte laboratuvar işletmeciliği yepyeni bir boyut kazanmıştır. Dünya genelinde ise, ABD ve

Avrupa’daki zincir laboratuvar yapıları, operasyon yönetimini artık bir mühendislik ve

strateji meselesi olarak ele almaktadır.


Peki, modern laboratuvar işletmeciliğinde öne çıkan trendler neler?


1. Veriye Dayalı Yönetim: Laboratuvarın Kalbi

Laboratuvarlar her gün milyonlarca veri üretir: kaç test yapıldığı, cihazların ne kadar süre

çalıştığı, sarf malzeme tüketimi, sonuçların çıkış süresi, hata oranları ve daha fazlası. Bu

veriler yalnızca kayıt amaçlı değil, yönetim ve karar mekanizmaları için kritik bir

kaynaktır.

Geleneksel yönetim modellerinde bu veriler çoğunlukla “rapor” niteliğinde değerlendirilirdi.

Oysa modern yaklaşımda bu veriler, gerçek zamanlı KPI takibi için kullanılmakta. Örneğin:

  • Cihaz başına günlük test kapasitesi

  • Ortalama sonuçlandırma süresi (Turnaround Time – TAT)

  • Tek test maliyeti (Cost Per Test – CPT)

  • Sarf malzeme kayıp oranı

  • Personel başına düşen verimlilik

Türkiye’de özellikle büyük kamu laboratuvarlarında bu metrikler giderek önem kazanıyor.

Global ölçekteyse, ABD ve Avrupa’da bulunan dev laboratuvar zincirleri, karar destek

sistemleri ile bu verileri kullanarak maliyetlerini düşürüyor ve kaliteyi artırıyor.

Kısacası: Veriyi ölçmeyen laboratuvar, aslında kendini yönetemiyor.


2. Çeviklik: Değişime Hızlı Uyum

Sağlık sektörü statik değil, sürekli değişen bir yapıya sahip. Pandemiler, ani salgınlar, yeni

tanı yöntemleri ya da regülasyon değişiklikleri laboratuvarların iş yükünü bir anda

değiştirebilir. Bu noktada çeviklik (agility) kavramı ön plana çıkar.

Çevik laboratuvar işletmeciliği;

  • Kapasite artışına hızla uyum sağlayabilen,

  • Personel ve cihaz planlamasını esnek kurgulayabilen,

  • Yeni test tiplerini sisteme hızla entegre edebilen yapıları ifade eder.

Türkiye’de pandemi sürecinde birçok laboratuvar kapasite artırımı yapmak zorunda kaldı. Bu

dönemde çevik yönetim anlayışı sayesinde cihaz parkını büyütebilen, ek personeli hızla

organize edebilen ve sonuç sürelerini düşürmeyi başaran kurumlar öne çıktı. Dünya genelinde

ise, modüler laboratuvar sistemleri ve yapay zekâ destekli iş yükü tahminleri, çevik

yönetimin geleceğini şekillendiriyor.


3. Teknoloji Entegrasyonu: Dijitalleşmenin Gücü


Modern laboratuvar işletmeciliğinin temelinde teknoloji entegrasyonu yer alıyor. Artık

laboratuvarlarda sadece cihazların değil, süreçlerin de dijitalleşmesi bekleniyor.

  • Laboratuvar Bilgi Sistemleri (LIS): Hasta verilerinin, test sonuçlarının ve süreç akışının merkezi olarak yönetildiği platformlar.

  • Stok ve Lojistik Yönetim Yazılımları: Sarf malzeme takibi, tedarik planlaması, otomatik sipariş sistemleri.

  • Performans ve Raporlama Panelleri: KPI’ların, CPT analizlerinin ve verimlilik göstergelerinin yönetime sunulduğu karar destek araçları.

Türkiye’de şehir hastaneleriyle birlikte LIS sistemlerinin yaygınlaşması önemli bir adım

oldu. Ancak global ölçekte bu sistemler artık sadece kayıt tutmuyor; karar desteği, risk

analizi ve tahminleme yapabiliyor.


4. İş Birliği ve Proje Yönetimi: Ortak Akılın Gücü

Laboratuvar işletmeciliği tek bir kurumun işi değil; üretici firmalar, yazılım geliştiriciler,

sağlık kurumları ve kamu otoriteleri arasında güçlü bir iş birliği gerektirir. Bu nedenle

modern laboratuvar işletmeciliğinde proje yönetimi disiplini kritik öneme sahiptir.


Türkiye’de büyük laboratuvar işletme projeleri çoğunlukla çok paydaşlıdır. Proje yönetimi

disiplininin uygulanmadığı durumlarda maliyetler artar, süreler uzar ve kalite düşer. Bu

nedenle, PMI (Project Management Institute) standartları gibi global proje yönetimi

metodolojileri, laboratuvar alanında da yaygınlaşmaktadır.



5. Diacore’un Perspektifi

Diacore olarak biz, laboratuvar işletmeciliğine yalnızca operasyonel değil, stratejik bir

alan olarak bakıyoruz. 20 yılı aşkın deneyimimizle Türkiye’de birçok farklı laboratuvar

projesine imza attık; aynı zamanda global trendleri de yakından takip ediyoruz.

Yaklaşımımızı şu üç prensip üzerine inşa ediyoruz:

  1. Veri Odaklılık: Tüm süreçleri KPI’larla ölçmek ve görünür kılmak.

  2. Çeviklik: Değişen ihtiyaçlara hızla uyum sağlayabilecek esnek yapılar kurmak.

  3. Teknoloji Entegrasyonu: Yazılım ve otomasyonu projenin ayrılmaz bir parçası haline getirmek.

Bu yaklaşım sayesinde, Türkiye’deki kurumların global standartlarda laboratuvar işletme

modellerine ulaşmasını hedefliyoruz.


Sonuç

Modern laboratuvar işletmeciliği, artık yalnızca test yapabilmek değil; veriyi yönetebilmek,

değişime hızlı uyum sağlayabilmek ve teknolojiyi süreçlere entegre edebilmek anlamına

geliyor.

Türkiye, sağlık sektörüne yaptığı büyük yatırımlarla bu dönüşüm için çok güçlü bir

potansiyele sahip. Global deneyimlerle birleştiğinde, ülkemiz laboratuvarlarının daha

verimli, sürdürülebilir ve stratejik yapılara kavuşması mümkün.

Diacore olarak misyonumuz, bu yolculukta laboratuvarların en güvenilir iş ortağı olmak.

 
 
 

Comments


bottom of page